11/8/2008 ·
Yaşadığımız dünya giderek dar gelmeye başlıyor.
Kardeşlik, komşuluk, misafirperverlik vs… hasletler artık kara kaplı kitapların arasında kaybolup gitmeye mahkum gibi.
Bireysellik, bencillik ve katma değeri olarak alabildiğine yalnızlık artık insan oğlunun makus kaderi.
Bu makus kaderi ise modern toplumun bize sunduğu ve raflarda satın alabildiğimiz dışı janjanlı malzemeler ile bir nebze olsun dindirmeye çalışıyoruz hepimiz.
Yalnızlık diz boyu, hatta diz boyunun ötesinde nerdeyse boyumuzu aşmış durumda.
Başkalarının hayatını izleyerek, kendi hayatımız şükreder durumdayız
Pespayelik ve bayağılaşma artık sıradan vakalar haline geldi
Mahremiyet ve iki insan arasında duvarlar arasında yaşanması gereken “derin mevzular” ise davul zurna ile yedi cihana büyük bir gurur ile sunulmakta!
Eş arayan, eşini terk eden, boynuzlanan, boynuzlayan, evden kaçan, eve haps olan tekmili birden hepsi sahnede.
İlişkilerin boyutu cüzdan ile fizik arasına sıkışmış fare gibi zıplamakta!!!
Yaşam gerçekten bu kadar zor mu bizim için?
Eskiden daha mı mutluyduk?
Siyah beyaz tv’lerimizin karşınsında unutulmaz Türk filmlerini izlerken döktüğümüz göz yaşlarımız daha mı sahiciydi?
Ekmeğimiz daha poşete girmemişken, mahalle fırınından aldığımız sıcacık ekmeğin kokusu daha mı gerçekçiydi?
Yoksa biz daha mı küçüktük?
Yaşadığımız dünyaya bir sis perdesinin gerisinden mi bakıyorduk?
Etrafımızdaki mutsuz insanları mutlu gördüğümüz sihirli bir gözlüğümüz mü vardı?
Soruları ve yanıtları çoğaltmak mümkün.
Ama tek bir gerçek var.
Yaşadığımız dünya, bizlere çok farklı şeyler sunsa bile; geride sadece yalnızlık, bıkkınlık, pespayelik, düzeysizlik ve kocaman bir mutsuzluk kalıyor.