23/7/2008 ·
Murathan MUNGAN’ın Metis Yayınları’ndan çıkan kitabını mutlaka meraklı okurlar bir solukta okumuştur.
Kadından Kentler… Her ne kadar, kandın öykülerini içinde barındırsa bile, satır aralarında güncel politikaya, kangrenleşen ve iyeleşmez bir hal alan sorunlara pratik çözümler sunan bir baş yapıt olarak çıkıyor karşımıza…
Kitaptaki kentlere yaşam öyküleri ile hayat veren kadınların temel özelliğini “mutsuzluk, hayatta istediğini başaramama ve geçmişe ciddi anlamda özlem” oluşturmaktadır.
Zaman zaman öz eleştirileri de görmekteyiz. Örneğin “Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi…” adlı öyküde bir dönem sol dalga içinde kendini ifade etmeye çalışan ve kendi çapında büyük bedeller ödeyen kahramanımızın öz eleştiriyi dikkatle değerlendirmek gerekir: “Çoğu kez bana karşı olduğunu hissettiğim düşman dünyada kendime bir yer açmaya çalışırken, etrafıma ve kendime verdiğim hasarın boyutlarını anlamam yıllarımı aldı.”
* * *
Kadınlar arasındaki bir birini çekemezlik ya da “dayanışma yoksunluğunu” ise acımıza bir biçimde eleştirmektedir satır aralarında… “Ancak bir başkasının üzüntüsünde yıkandıktan sonra kendini hafiflemiş, rahatlamış ve daha iyi hissedebilecek”
Evlilik kurumunun giderek bir şirket mantığına bürünmesini ise şiddetle eleştirmektedir: “Sonraları bir çok evli çiftin, evlilik sözleşmesinin geniş şemsiyesi altında birbirlerinin vitrinlerine “konu mankenliği” ettikleri bir hayatı sürdürdüklerini görmüştü.”
Diyarbakır’da geçen öyküde, “Kürt meselesi”ne her iki taraftan bakabilmekteyiz. Öykünün ana karakterlerinden Aslı, “sol görüşlü” bir gazetecidir. Onun çocukluk arkadaşı Birsen ise terörle mücadelede çalışan ve adı “işkenceci”ye çıkan bir polisin eşidir. Aslı’nın Diyarbakır’a ve özde Kürt meselesine bakışını: “Unuttun mu burası Türkiye’nin vicdanı” demişti. “İnsanlığımızı tartıyoruz burada” cümlesi ile ifade ederken, “Kocamın işlerinden dolayı açılamıyoruz bir yerlere. Malum. Her yer terör!”
* * *
Yalnızlığın kutsandığı, geçmişin bir “tatlı rüzgar” gibi hepimizi yalayıp serinlettiği KADINDAN KENTLER aslında hepimizin içinde olduğu ve yaşadığı öyküler… Adımız ne olursa olsun, ya da statümüz fark etmiyor. Hepimiz bu coğrafyanın bize sunduğu “ortak kültür” ile şekillenmişiz. Temelimizde “mutsuzluk, mutsuzluğumuz maskelemek, geçmişe bir o kadar sıkı sıkı sarılmak var”